Ali Bülent ORKAN - Ülkücü Şehit

ALİ BÜLENT RAHAT UYU, GÜZEL GÜNLER GELECEK 

Ulucanlar avlusuna sehpa kurmuşlar
Gardiyanlar, jandarmalar etrafını sarmışlar

Kollarının arkasından kelepçeyi vurdular
Beyaz önlük giydirdiler, karşısında durdular

Abdest aldı, tövbe etti, asıldı
Ulucanlar cezaevi adeta buz kesildi

Cellata el sürdürmedi, sehpaya kendi koştu
Kalbindeki Türk sevgisi, orada bile coştu

“Tanrı Türkü Korusun” diye arşı inletti
Bu narayı yere, göğe, yüreklere dinletti

İpte çırpınırken bile dualar ediyordu
Ali Bülent canını Türklüğe adıyordu

Bir Bozkurtun idamı, tüm yürekleri yaktı
Herkesin gözlerinden ip gibi yaşlar aktı

Sanmayın ki, o öldü... ülkücü fidan soldu
Bu ülkücü fidan şimdi koskoca çınar oldu.

Biliriz şehitler ölmez, sen de ölmedin
Canını verdin yine de taviz vermedin

Ali Bülent rahat uyu, güzel günler gelecek
Büyük Türk Milleti bir gün kıymetini bilecek


Şevket Can Özbay 

"ŞEHİDLERİN YOLCULUKLARINA TANIK OLANLARA MUTİ OLUN-DİNLEYİN!" 

Beklediği an geldi, çattı, içi içine sığmıyor. Ahiret yurdunun merakı ve sırrı onu heyecana boğmuştur... 
Merkez Kapalı Cezaevi'nin avlusunda yanan ampullerin şavkı bet ve nurdan nasipsiz... Bir adım ötesine ışık uzatmaktan aciz ampuller... 
Uzun boy, geniş omuzlar, esmer ten, mutedil bir kalp. 
Yürüyor silahlar arasında... 
Dünü düşünüyor., dünün mutlu, mutsuz anlarını, vakalarını, insanlarını... 
Bu mapus damında nice müslümanlar çile doldurdular. 
Ve nice iman sahipleri inançları yüzünden urganda sallandılar... iskilipli Atıf Hocalar, Maşallahlar, imamlar, Memetler, Memetler... illâ da Memetler 
Karanlık bir oda. Bir köşesine büzülmüş, ayakları karnına çekilmiş, nefes almakta güçlük çekiyor. Harap bir hane. Ev atadan yadigar. Duvarlarda, tavanlarda, halılarda kan var, şehidlerin kanı. Öyle hoppadan omuz vermedi bugünlere bu yapı. Ne simalar, ne rüzgarlar, ne yağmurlar, dolular gördü... 
Evin dört yanı çevrilmiş. Yılanlar, çıyanlar, sıçanlar sıra sıra... 
Bu zararlı mahlukatı izale etmek gerek. Aksi takdirde ev evlikten çıkacak, içindekiler kılık değiştirecek, hayvanlaşacaklar... 
Kafası bulutların orta yerinde günlerce düşündü, aklı, görünüyordu... 
Önünde, arkasında, yanında, yönünde zıplayan, çağıran, zehir akıtan mahlukatı göre göre tefekkür kapısında gözyaşları döktü. 
Sonra da vardı bir karara: Teslim olmayacak, savaşacaktı... 
Geçerli silahlarla ölüm dirim savaşma girdi. Vurdu, vuruldu, düştü, kalktı, süründü... 
Netice: "Hayvanları Besleyenler Derneği" onu suçlu ilan etti. 
Sandalyelere kurulu, kurul toplandı. Sonunda karar "saptandı." 
HANÇER SAPLANACAKTI MAZLUMUN KALBİNE! 
Kan aktı. Kanı hayvanatlar şarap sanıp kadehlere doldurdular ve şerefe kadeh kaldırdılar... 
- Son bir arzun? Görevli soruyor. 
O gülüyor, gözleri sonbaharın ilk turfandası olan üzüm tanesinin berraklığı ve parlaklığında... 
Görevli kızdı: 
- Arzunu sordum, sen gülüyorsun! Cevabı: 
- Beni öldü bileceklere gülüyorum. Temizim, pakım, 
Allah'ıma kavuşuyorum. Daha ne isteyeceğim? Hazırım ben. 
Son sözün de mi yok? Yani annene, babana ve... 
Kafası dik, göğsü çıkık, ağzı yarım açık: 
- Vazifemizi yaptığımıza inanıyoruz. Ülkücünün kadirve kıymeti ve ülkücünün nişanı pek yakındır Bu hakikati bütün insanlığa duyurunuz. İstediğim bu! 
Bütün kafaların içinde dumanı kovuyor. Böylesi laflar da neyin sesi? Ölüme giden bir insan bu kadar metin, bu kadar serbest olabilir mi? Bu insana bu kuvveti veren kimdir, nerdedir? 
Kafalardaki sual bu! 
Karar yüzüne karşı okundu. Emir verildi: 
- Girin kollarına! 
Aniden geri döndü. Kızgın bir yüzü, çakmak çakmak gözleri ... 
- Lüzum yoktur. Düğünüme gidecek kadar güçlüyüm, kuvvetliyim. 
Durmuş kalpler, kar yağıyor lapa lapa. Rüzgarın uğultusu keşfi güç nağmeler türetti. 
Korkunun yerini merak ve şaşkınlık almış. Kalplerde tekdir duygusu... 
Allah'ın ayeti her yerde: "Allah yolunda ölenlere cennet vaadedilmiştir..." 
Ağlayanlar var. Yüzünü başka yönlere çevirenler var. 
Kalpleri kütük kütük yananlar var. Vakarlı duruşu ile onlara haykırıyor, Ali Bülent: 
AĞLAMAYIN, BEN YENİDEN DOĞUYORUM! 
Bu denli soğukkanlılık, bu denli itidal ve cesaret görülmüş şey değil. 
Boynunda ip, ağzında imanı tasdik: 
"EŞHEDÜ ENLA İLAHE İLLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDUHU VE RASULULLAH" 
Bir yıldız kaydı gökyüzünden, diğer yıldızlar titreşimde. 
Gökyüzünde bir tek parça bulut dahi yok. Lakin gökyüzü gürül gürül gürüldemekte. Ayın peçesi açılmış, ay kızgın! 
Ağladı yıldızlar, sızladı ay! 
Raporu tanzim eden eller titriyor, bir yıldızın, kayan bir şehidin cesaretinden... 
Korkmuşlar. 
Hikmeti istikbalde. 
Gözlerinizi ileriye dikin. Şayet gözler yaşarmamışsa, derim ki, herkes akıttığı yaşların diyetini ödesin! 
Ödemeli! 
Başka bir yol yok. Felaha kavuşmanın yolu BİR Kurtuluş BİR de... 
Naaşı, maaşlı ellerde. Onlar bile korkuyorlar... Toprağa değil, ahiret yurduna göçtü Ali Bülent...